Kapak
Derisi Siyah, Fakat Vicdanı Bembeyaz Bir Genç:Sudanlı Zenci Musa Üç Yüz Bin Altının Hikayesi
..        

Musa Sudanlı idi. Babası Girit'e yerleştiği için 1890'lı yılların başında orada doğdu. Kahire'de yaşayan ve tam bir Osmanlı hayranı olan dedesi, onu İslâmiyet'i iyi öğrenmesi ve Osmanlı'yı yakından tanıması için yanına aldı; yetişmesi için büyük özen gösterdi. Türk mahallesinde büyüyen Musa, çok küçük yaşta güzel Türkçe konuşmaya başladı. Mısır Hidiv'inin kuzeni Prens Tosun'un hizmetine giren Musa, 2.10 m. boyunda, gayet iri yapılı, çok güçlü bir gençti. O kadar kuvvetliydi ki, seksener kiloluk iki çuvalı, iki ayrı koltuğunda aynı anda taşıyabiliyor- du. Ayrıca zeki, çok cesur, sadık, o nispette de sessiz bir delikanlıydı.
1911'de, İtalyanlar Trablusgarp'a saldırınca, Mısır'dan Osmanlı kuvvetlerine yardıma koşan bir avuç fedakârın içine o da katıldı. Derne cephesinde gösterdiği üstün cesaret ve kahramanlıklar, Teşkilât-ı Mahsusa liderlerinden Eşref Sencer Bey'in dikkatini çekince, onu kendisine emir eri yaptı. Bundan sonraki kaderi Eşref Bey'inki ile birleşti ve Musa, Teşkilât-ı Mahsusa'nın her macerasının içinde yer aldı. Eşref Sencer Bey'in, 'Arap Musa' veya 'Musa Ağa' dediği bu siyahî yiğit, önce Balkan savaşında, sonra Batı Trakya Hükümetinin kuruluşunda, ardından Birinci Dünya Savaşı'nda onun hep yanıbaşındaydı. Ölene kadar Osmanlı idealleri için savaşacaktı.

Eşref'in Komandosu
1916'nın son aylarıydı… Asi Emir Şerif Hüseyin, Hicaz bölgesinde giderek güçleniyor, Hicaz demiryoluna sabotajlar düzenliyor, çölde dağınık halde bulunan Osmanlı kuvvetlerinin küçük birimlerine baskınlar düzenliyor, Arabistan'ın geleceği için ciddi bir tehlike oluşturuyordu. İngiliz ve Fransız subaylarının idaresindeki asi Arap kuvvetleri, Yemen yolunu kapatarak, Devletin Yemen'de bulunan Yedinci Kolordu ile bağlantısını kesmişlerdi. Arap asilerine İngiliz hazinesinden oluk gibi altın akıyordu.
Başkumandan Vekili Enver Paşa, Şerif Hüseyin 'in bertaraf edilerek, bu isyan ateşinin söndürülmesi konusunda, bölgenin uzmanlarından Eşref Sencer Bey'in bilgisine başvurdu. Eşref Bey, Yemen bölgesinin güçlü liderlerinden İmam Yahya ile bir takım tavizler karşılığında anlaşıp, onun desteği ve Yedinci Kolordu'nun takviyesiyle, Şerif Hüseyin'e güneyden bindirme yaparak, bu işin üstesinden gelinebileceği görüşünü ileri sürdü. Bu işi başarmak için, önce on bin kişilik bir hecinsüvar kuvveti kurulması gerektiğini ifade etti.
Enver Paşa'nın bu görüşü kabul etmesi üzerine, yüz elli bini Yemen'deki Yedinci Kolordu Kumandanı Ahmet Tevfik Paşa'ya aktarılmak, yüz elli bini de kurulması düşünülen hecinsüvar alaylarının kuruluşunda harcanmak üzere, Eşref Beye üç yüz bin altın teslim edilmesine karar verildi. Eşref Bey bu önemli görev için, Teşkilât-ı Mahsusa elemanlarından 40 - 50 kişilik küçük bir grup oluşturacaktı. Grubun içinde iri bedeni ve aslanpen- çesini andıran elleriyle 'Eşref'in komandosu' diye anılan Sudanlı Zenci Musa da bulunuyordu.

Arap çöllerindeki savaş!
Mücahitler, iki kafile halinde Medine'den Yemen'e doğru yola çıktılar. Önde gidecek olan küçük kafileye kervan süsü verildi. Grubun lideri Zenci Musa, dört adamı ve on beş devesiyle Medine'den San'a'ya mal götürüyordu. Üç yüz bin altın onlara verilmişti. Çünkü göz kamaştırıcı büyük bir servetin, böyle küçük bir gruba emanet edileceği kimsenin aklına gelmezdi.
İkinci kafile onları arkadan takip edecekti. Şayet kuşatılırlarsa silah atacaklar, arkadaki kafile yardımlarına koşacaktı. Eğer arkalarında bir çarpışma duyarlarsa, develerini hızla Yemen'e doğru süreceklerdi.
Bu minval üzere günlerce yol aldılar. Tarih 12 Ocak 1917'yi gösteriyordu, Ramazan'ın 23'ü idi. Kendilerinde altın bulunmayan ikinci grup, sabah beş sularında İngiliz, Fransız ve İtalyan subaylarının emrindeki asi Şerif Hüseyin'e mensup tahminen yirmi beş bin kişilik bir kuvvet tarafından kuşatıldı. Gün boyunca süren çarpışmalar sonunda Eşref Bey ve beraberindeki üç kişi dışında, bütün mücahitler şehit oldu. Fakat Zenci Musa'nın emrindeki küçük kafile çemberin dışında kalarak, üç yüz bin altınla birlikte Yemen'e ulaşmış, emaneti Ahmet Tevfik Paşa'ya teslim etmeyi başarmıştı.
On gün sonra aynı grup, bir sabah karanlığında develeriyle, açlık ve kıtlığın hüküm sürdüğü Yemen'den, Medine'ye doğru yola çıktılar. Güya ticarete gidiyorlardı.


Bu Yazı 3388 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar

Yazara Ait Diğer Yazılar