Yazı boyutunu büyütmek için     
Share/Bookmark
 
 
Sayı : 34

Şubat 2010

Bu yazı ;
188 defa Okunmuştur. Yazıcı için

Şirazlı Sadî’nin Gözüyle
GENEL

Sonsuz gücüyle ruhları, hikmetiyle sözleri yaratan Allah adıyla başlıyorum. O, kullarına karşı merhametlidir, güçsüzlerin ellerinden tular, cömerttir, her şeyi herkese cömertçe verir, yanlış- ları bağışlar, özrü kabul eder, Kerem sahibidir.
Kim onun kapısından yüz çevirir, başka kapıya giderse asla yücelemez.
Tüm sultanlar O'nun dergâhında alınlarını yere kor, O'na yakarırlar.
Buyruklarına uymayanları cezalandırmakla acele etmez. Kendisinden özür dileyenleri geri çevirmez. Kötülüklerini gördüğü kullarını sevgi ve yumuşaklıkla gizler.
Bir günahından ötürü cezalandıracağı kulu tövbe ederse onu bağışlar.
Hiç kuşkusuz bir baba, kendisine karşı duran evladına kızar. Herhangi biri, kendisinden memnun olmadığı bir yakınını yanında istemez. Buyrulan bir işi hızlı bir şekilde yapmayan köleyi efendisi azarlar.
Dostlarına sevgi ve şefkatle davranmayan bir kişinin yanına kimse uğramaz, herkes ondan kaçar.
Askerlik görevini aksatan bir nefer komutanın dan azar işitir, cezalandırılır.
Oysa yerlerin ve göklerin Yaratıcısı, kendisine isyan eden kullarına da rızık verir.
Onun sahib olduğu bilgi denizine oranla tüm varlıklar denizde bir damla gibidir.
Yeryüzü O'nun bağış ve nimet sofrasıdır.
Herkes bu sofranın davetlisidir.
Her baharda açılan ihsan sergilerine dileyen herkes girip yiyebilir, içebilir, dilediği kadarını alıp götürebilir.
Bu sofrada herkes birbiriyle dosttur.
Kimse O'na karşı gelemez, O'nun karşıtı olamaz, O'nun eşi ve benzeri yoktur. Kimse O'nun cezasından kaçamaz, hiçbir zâlim yaptığıyla kalmaz, mutlaka O'nun kahrına uğrar.
İnsanlar, kuşlar, böcekler, sinekler, tüm yaratılmışlar O'nun buyruğuna baş eğerler. İnsanların, cinlerin ve tüm varlıkların kendisine yaptığı kulluktan beridir, ona ihtiyacı yoktur.
O'nun bağış sofrası o kadar geniştir ki, Kaf Dağı'ndaki Anka Kuşu bile oradan beslenir.
O'nun esirgeyiciliği ve bağışı her şeyi kuşatmıştır. Her şeyin Rabbi'dir. O, tüm sırları bilendir, lütuf ve kerem sahibidir.
Büyüklük O'na yakışır, Ezel ve Ebed Sultanı O'dur. Başa ikbal tâcını ancak O giydirebilir, sultanları tahttan kara toprağa O indirebilir.
İbrahim Peygamber'e ateşi gül bahçesi yapar, kimilerini Nil Irmağı'yla ateşe atar. Tüm mutluluk ve mutsuzlukların kaynağı O'dur.
Perde altında her ne işlenirse O'nun bilgisindedir. Gizli günahları ancak O görür, ancak O örter. Celal ismiyle tecelli edince hiçbir kulak duymaz hiçbir dil konuşmaz olur, şiddetinden meleklerin de dili tutulur.
Cemal adıyla çağırınca Şeytan bile umutlanır, 'bu bağıştan ben de yararlanabilirim' der.
O'nun büyüklüğü karşısında en büyükler küçülür. Yakarışlara cevap verendir O, darda kalanın yardımına koşandır.
Olmuş ve olacaklar ilmindedir, açığa vurulmamış sırlar bilgi-sindedir.
Hesap günü kurulacak mahkeme O'nun gücündendir, altta ve üstte olanları Kudretiyle O tutar.
Herkes O'nun gücüne tabi olmak zorundadır, O'na boyun eğmek dünyanın en onurlu işidir. Kimse O'nun güzel sözlerinin bir harfine itirazda bulunamaz. İyilik ve güzellikler O'ndandır, kaza kalemiyle anne karnındaki çocuğa şekil veren O'dur.
Velilerin seccadesi gibi toprağı yeryüzüne yaymış, suyun üzerine sermiştir.
Ay ve güneşi bir gemi gibi uzay denizinde yüzdürmektedir.
Yeryüzünü yarattığında, sarsıntıdan acı çektiğinde sağlamlaştırmak üzere dağları yaratmış ve arzı onlarla çivilemiştir.
Suya türlü şekiller veren, onu bir peri yüzü gibi biçimlendiren O'dur. Suya kim resim yapabilir?
Taştan lal ve firuze gibi değerli süsler yaratır, yemyeşil dallara kırmızı güller kondurur.
Buluttan bir damla suyu denize damlatır, sedeften inci çıkarır. İnsandan bir damla suyu rahme akıtır, selvi boylu bir insan yaratır.
Hiçbir şey yoktur ki O'nu bilmesin ve anmasın. O'na göre gizli ve açık ne varsa birdir.
Güçsüz karıncaya, elsiz ve ayaksız yılana rızkını verir. O 'Ol' deyince varlık alanına girmiştir her şey.
Varlığı yokluğa, oradan dirilme vaktine erdiren O'dur. Herkes O'nun Hanlığını kabul eder fakat mahiyetini bilemez. Gözler, O'nun mükemmelliğinin sonunu bulamaz ve göremez. Akıl kuşu ne kadar yüksek uçarsa uçsun O'nun doruğuna eremez. O'nun mahiyetinin derinliğin- de binlerce akıl gemisi paramparça olmuş, bir parçası kıyıya çıkamamıştır.
Günler ve geceler boyu ben de bu düşünce denizine daldım ve şu uyarıyı işittim: 'Sen ne yapıyorsun? O'nun ilmi evreni kuşatmıştır, senin zavallı aklın O'nu nasıl kuşatabilir? Ne akıl O'nun özüne erişebilir, ne zihin O'nun niteliklerini hakkıyla anlayabilir.'
Söz ustalığında Sebhan'a yetişebilirsin, fakat eşi ve benzeri olmayan Sübhan'a erişemezsin. Nice veliler, nice Allah dostları bu vadide at sürmüş, sonunda atlarını dizginleyerek; 'Ey Allahım! Senin sıfatlarını sana layık bir dille sayamam' demişlerdir.
Her vadide at sürülmez. Bir an gelir, kılıcı kalkanı atıp kaçmak gerekir. Allah yolcusu bir gize erer, geri dönmesi ve sırrı açığa vurması imkânsızlaşır. Bu mecliste, dolu bir kadeh sunulan, içindeki delilik şarabını da içer.
Kiminin gözleri kapalı, kiminin gözleri açık fakat kanatları yaralıdır.
Karun'un hazinesine kimse giremez. Giren olursa dışarı çıkamaz, geri dönemez.
Akıllı olan kişi bu kan denizinden ürperir.
Bilir ki, kimse o denizde gemisini kurtara- mamıştır.
Bu yolda yürümek istiyorsan, atını geri dönmemesi için büyülemelisin. Yavaş yavaş saflaşmalı, arınmalısın.
O'nun aşkıyla kendinden geçmek istiyorsan bunu mutlaka yapmalısın. Bu sarhoşlukla yola çıkarsan, cennetteki yerini ararsın, ruhlar meclisindeki günlerini özlersin, yolun o yere uğradığında sevgiyle dolar, muhabbet kanatlarıy- la uçarsın. Bu, gerçeği çıplak gözle görebildiğin bir makamdır. Hayal perdeleri parçalanır, Allah ile aranda sadece Celal perdesi kalır, akıl bineği burdan öteye geçemez. 'Hayret' dizgini, 'dur' der.
Birlik denizinde ancak bir mürşidin, bir yol göstericinin ardından giden yolunu yitirmemiştir.
Allah'ın Elçi'sinin yolundan ayrılanlar sonuçta perişan olmuşlardır. O'nun gösterdiğinin aksine bir yolu seçen asla gerçeğe ulaşamaz.
Ey Sadi! Mutluluğa erişmek istiyorsan Hz. Mustafa (s.a.v.)'nın yoluna gir.

Kaynak:
Bostan, Şirazlı Sadi, Hazırlayan: Sadık Yalsızuçanlar, Laciver Yayıncılık, İstanbul, 2007