Konuşan, düşünen, okuyan, yorumlayan tek varlık insandır. Onun hayatı da sözcükler ve işaretlerle örülüdür. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri de okumaktır. İnsanlığın değişmez değerlerini temsil eden ve insanı varlıklar içinde zirveye çıkaran aynı zamanda kararan ufkunu aydınlatan okumadır. Biz bu yazımızda okumanın felsefi, sosyolojik ve sistematik boyutunu değil toplumumuzda okuma, okuma kampanyaları, ülke ve dünya ölçeğinde okuma istatistiklerine kısaca temas edeceğiz. Tabiki İbn-i Rüşd’ün “Ömrümde iki gece kitap okumadım. Biri babamın vefat ettiği gece, öteki de evlendiğim gece” sözü bize bu kısa yolculuğumuzda rehberlik yapacaktır.
İnsan, ne olduğunu ve nerede olduğunu anlayabilmek, meraklarını gidermek için, sürekli bir okuma serüveni yaşar. İnsanın ilk okuma isteği ve deneyimi, kendisi dışındaki nesneler üzerinde gerçekleşir. İlk insan ve ileri çağlardaki insan nesli tabiatla baş başa kalınca varlığındaki okuma potansiyeli onu harekete geçirmiş, çevresini, nesneleri, olayları, durumları, hayatı, insanları, kısacası makro planda evreni mikro planda da kendisini ve kitapları okumaya sevk etmiştir.
Okumak, nefes almak, konuşmak kadar temel bir durumdur. İnsan hayatında, okumak, yazmaktan daha önce gelmektedir. Yazı yazmak zahmetli ve hazırlık isteyen bir iş olduğu halde, okumak daha kolay ve hayatın bir parçası olarak cereyan eder.
İnsanlığın yaşam sürecinde dinler çok büyük yer almaktadır. Dinsel metinlerde okuma yazmadan önce gelmektedir. İslam Medeniyeti oku ile başlarken Hristiyanlık “Önce kelam vardı" diye başlamaktadır. Dinler tarihini incelediğimizde din tebliğcileri halka suhuf (sayfalar) ve kitaplarla ulaşmış, mesajlarını bu kanalla vermişlerdir. Dolaysıyla dinlerin öğretim metotları ve kaynakları kitabidir. Kitap kendi içinde bizzat okumadır.
Okuma çeşitlilik arz edebilir. Nitekim bilim dünyasındaki okuma ile edebiyat ve sanat dünyasındaki okumalar farklı olabilir hatta ayni metni okudukları halde farklı algılayabilirler. Okuma tek taraflı değildir. Okumanın hem dünya hem de dünya dışı boyutu vardır. Nitekim Bovee bunu şöyle ifade eder. Yaşayan insanların zekası, ölmüş insanlarla en iyi biçimde kitaplar vasıtasıyla temas eder. Büyük mütefekkir Cemil Meriç okumayı, "iki ruh arasında âşıkane bir mülâkat" olarak tanımlamaktadır. O'na göre kitap, "meçhule açılan bir kapı" "Okuma ise içimizdeki meçhul âlemin kapılarını açan bir anahtar" dır.
Kitap sevgisi ve tutkusu, okuma aşkının bir gereğidir. Seksen sekiz yaşındaki annesiyle birlikte kitapçıya giderek Anglosakson dili grameri arayan ünlü şair ve yazar Jorge Luis Borges'in gözleri görmüyordu. Fakat o öğrenme meraklısıydı. Cemil Meriç de Borges gibi görmüyordu uzun yıllar bir başkasının kendisine okuduğu kitaplarla teselli oldu. Okumada algılama ve anlama gözle değil, beyinle ilgilidir. Tek başına gözün metni görmesi, metindeki mesajı algılayabilme ve anlayabilmesi için yeterli değildir. Metnin seslendirilmesi, kelimelerin çağrışım değerleri, okuyucunun kültürel konumu, "anlamı" ve "anlamayı" etkileyen temel unsurlardır. Bu yüzden, her okur metne yeni bir anlam kazandırır. Bazı okurlar, metni yazarın algıladığından daha ileriye de taşıyabilirler. O halde okumak mekanik bir hadise değildir. Okur, bir metni gözleriyle değil, beyniyle okuduğu için, şekillerden ziyade, anlama dikkat etmelidir.
Okumak aynı zamanda fark etmenin ilk basamağıdır. İnsan okuduğu zaman ufku genişler, tanrı, insan ve hayat hakkındaki fikirleri olgunlaşır ve dünyaya çok geniş bir pencereden bakma imkânı yakalar. Avrupa ve Amerika okumanın verdiği güç ve projeksiyonla karanlık çağından aydınlanma çağına geçmiş ve medeniyetini kurarak diğer toplumları etkisi altına almıştır. Bugün dahi Avrupa ve Amerika diğer ülkelerden daha çok okuyup yazmaktadır. Avrupa son iki yüzyıldır bilgiye verdiği önemle büyük bir aşama kaydetmiş ve bilgisayar ve internet ağıyla bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Genel manada okumanın önem ve anlamını bilen toplumlar, her zaman iktidar ve güç sahibi olmuşlar, sanat edebiyat, düşünce ve siyasette oldukça ileri gitmişlerdir.
OKUMA KAMPANYALARI
Yeryüzünde tüm ülkeler bireylerde kitap okuma kültürünü geliştirmek için mücadele etmeketedir. Amerikalılar cat caugh reading (okumaya tutunun),İngilizler read on ( okumaya devam et) başlıkları ile kampanyalar düzenlemişlerdir. Ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı liselerde 2004 İlköğretim Okullarında 2005 yılında yüz temel eser okuma 2008 yılında Cumhur Başkanlığı Türkiye Okuyor kampanyası başlatmıştır.
İyi niyetlerle düzenlenen bu kampanyaların başarılı olması için ailelere, okullara, medyaya, yerel yönetimlere ve üniversitelere önemli görevler düşmektedir. Çünkü okumak düşünmeyi, yorum yapmayı beraberinde getirmektedir. Bilgi toplumları bilgiye okuma ile ulaşmaktadırlar.
2010 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nca başlatılan “Okuma Kültürü ve Etkili Dil Kullanımı-Şimdi Okuma Zamanı” adıyla yeni bir proje başlatılmıştı. Bu amaçla Öğrenci, öğretmen ve ailelerden başlayarak toplumun her kesimini kapsayan bilinçli bir okur kitlesi oluşturmak, okumanın bir yaşam biçimi hâline getirilmesine, okumaya temel teşkil edecek dil becerilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmak için. Bu proje kapsamında Talim Terbiye Kurulu sitesinde yayımlanan şu analize yer veriliştir.
Türkiye'de yapılan araştırmalar incelendiğinde;
Toplumumuzun okuma alışkanlığını belirlemeye yönelik yapılan bir araştırmada; son bir ayda okunan kitap sayısının sorulduğu soruya katılımcıların %40'ının hiç kitap okumadığı, %30'unun ise sadece 1 kitap okuduğunu söylemişlerdir. Genel olarak katılımcıların %60'nın hiç kitap okumadıklarını, %51'inin evlerinde kitaplık olmadığını, %41'nin yakınlarına hediye olarak kitap vermediği sonucuna varılmıştır.
İlköğretim öğrencilerinin yaklaşık %70'inin hiç kitap okumadığı ya da yalnızca iki ayda bir kitap okuduğu belirlenmiştir. Ortaöğretim öğrencilerinin ise yaklaşık % 89'unun kitap okumadığı tespit edilmiştir. Öğretmenler üzerinde yapılan araştırmada ise ayda bir kitap okuyan öğretmenlerin oranı %5 civarındadır.
Bir başka araştırmada ise beş yıllık bir süreçte öğretmenlerin %75'lik bir kısmının hiç kitap okumadığı şeklindedir.
Yine istatistikler göstermektedir ki: Türkiye'de öğretmenlerin %63'ü bazen kitap okuyor, üniversite öğretim üyelerinin %56'sı ayda 1-2 kitap okuyor ve Türkiye'de düzenli kitap okuma alışkanlığı oranı % 0,1'dir.
Üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışmada: uluslararası okuma alışkanlığı düzeyine göre %10'luk kısmı çok okuyan, %40'lık kısmı orta düzey olarak tespit edilmiştir. Okuma alışkanlığını azaltan nedenler sorulduğunda deneklerin %34'ü ekonomik, %31'i ilk ve ortaöğretimde bu alışkanlığın kazandırılamamış olmasını, %22'si ise çalışma nedeniyle zaman bulamadıklarını belirtmiştirler.
Ayrıca yapılan bir araştırmanın sonucuna göre; Kitap Türkiye'de ihtiyaç maddeleri sıralamasında 235 inci sırada yer alıyor. Birleşmiş Milletler ‘in insani gelişim raporunda ülkeler kitap okuma oranına göre sıraya dizilmiş. Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86'ıncı sırada. Japon yılda ortalama 25, İsviçreli 10, Fransız 7 kitap okurken, Türkiye'de bir kişi on yılda bir kitap okuyor.
Kültür Bakanlığınca yapılan istatistiklere göre ise;
Bir yılda basılan kitapların çeşidi ülkelere göre şöyledir:
ABD 85.121, Japonya 42.217, İngiltere 64.761, Almanya 64.761, Türkiye 6.151
Gazete okuyanların nüfusa oranları şöyledir:
Japonya % 62, Almanya % 48, Türkiye % 5
Türkiye’deki kahvehane ve kütüphane sayılarının kıyaslaması ise şöyledir:
Kütüphane sayısı 1412
Kahvehane sayısı 570.000
Buna göre: 49.500 kişiye bir kütüphane düşerken, 122 kişiye bir kahvehane düşmektedir.
Gallup firmasının yaptığı bir araştırmaya göre bazı ülkelerdeki kitap okuyanların nüfusa oranları şöyledir:
Japonya % 14, ABD % 12, Almanya % 11, İngiltere % 11, Türkiye % 0,01
Ülkemizde Cumhur Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kitap okuma kampanyaları, temelde toplumu okuyarak değiştirme, topluma kitap okuma alışkanlığı kazandırma bu yolla bilgi ve bilginin gücünü kullanma yolları kazandırma çabaları başlatılmıştır. Dünya ülkeleri arasında gelişmişlik düzeyi ve verimlilik okuma ile bağlantılıdır.
Kitap okuma kampanyaları bütün okullarda ve resmi kurumlarda büyük açılışlar, toplu okumalar ve ihtişamlı gösterilerle başladı. Samimiyetle gösteri iç içe girdi. Toplumu değiştirme ve geliştirme amacıyla başlatılan kampanyalar bir anda yarışa ve reklama döndü. Bu kampanyalarda bilinç ve ihtiyacı oluşturamadık. Çünkü kitap okuma istek, bilinç ve ihtiyaç işidir. Talimatla, gösterilerle bu sağlanamaz. Biz okullarda öğrenmeyi, bilgiye ulaşmayı, bilgiyi hizmete dönüştürmeyi öğretemediğimiz gibi kitap okumada da okumanın insan için temel bir ihtiyacı olduğunu kavratamadık.
Doğu toplumlarının karakteristik özelliği mi geleneğimi bilinmez ama her iyi, güzel işler asıl amacından çıkarak şova dönüştürülüyor. Bu kampanya sırasında bunlara şahit olduk. Evet, kitap okuma kampanyası güzel bir proje ama onu da bilinç haline getirmek gerekir. Gelişmiş ülkelere baktığımızda insanlar arabada yolculuk yaparken, seyahat ederken hatta denizde şemsiye altında gölgelenirken bile kitap okumaktadırlar. Kitap okumayı hayat tarzı, yemek içmek ve nefes almak gibi ihtiyaç haline getirmişler. Gelişmiş ülke insanı seyahate giderken valizine ilk koyduğu şey kitap olurken bizim gibi ülkelerde valizde olmayan tek şey kitaptır.
Netice olarak doğu toplumları duyguları ile hareket eder ve şova yönelik işler yaparken batı toplumları akılla hareket edip hizmet üretmektedirler.
2005 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan ve bir genelge ile özellikle ilköğretim okullarına gönderilerek okutulması zorunlu tutulan 100 Temel Eser uygulamasına ilişkin olarak olumlu adım okuma bilinci ve anlayışı gelişmemiş anlayışlarımız sayesinde istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Tabiiki eserlerin seçilmesindeki usulde bunda etkili olmuştur. Öğretmenlere göre, öğrenciler 100 Temel Eser’i “büyük bir istek ve zevkle” okumamaktadırlar. Bu eserlerin öğrenciler tarafından başlıca okunma nedeni ödev ve not kaygısıdır. Bunu ortadan kaldırabilmek için okul kütüphaneleri ve sınıf kitaplıkları 100 Temel Eser uygulamasının organik parçası olarak görülmeli ve bu eserlerin tümünü öğrencilere sağlayan, bunların okutulması konusunda öğretmenlerle işbirliği içinde etkinlikler düzenleyen kurumlar durumuna getirilmelidir. Öğretmenlerin görüşleri alınarak yeni bir 100 Temel Eser felsefesi oluşturulabilir.
Okuma kültürünün gelişmesi ve okuma bilincinin yerleşebilmesi için, hemen her kesimde yeni bir "okuma" seferberliğinin başlatılması şarttır. Böylece toplumda güncel konulara; dinî, tarihî, kültürel değerlendirmelere daha geniş kesimlerin katılabilmesi de mümkün olabilecektir.
Okumak, bireyle birlikte toplumun gelişmesini, ufkunun genişlemesini ve dünyanın değişmesini sağlar. Okumak, bireye yepyeni dünyalar sunarken, toplumun önünü açar. Zira medeniyet ve zihniyetler ancak okumakla değişir.
Bizler okuma konusunda bir yerlerde tıkanıyoruz bunu çözmek ve açmak için, Lın Yutang’ın “Akıllı adam hem kitapları, hem de doğrudan doğruya hayatı okur ” Mevlana’nın “Kitaplardan evvel kendimizi okumağa çalışalım” sözlerini eksen alarak okumadaki sıkıntıyı çözebiliriz.
Selahattin KARANFİLER
Kırklareli Fen Lisesi Müdürü